Fütürist Ufuk Tarhan ile Söyleşi

Gündemimiz ve ana konumuz COVID-19! Evet bir salgın dönemindeyiz. Birçok insan hayatını kaybediyor, iş hayatı ve sosyal yaşam aksıyor, hatta neredeyse duruyor. İnsanlık bu yaşantıyı hiç öngörmemişti, tüm dünya dönüşüm geçiriyor. Evde eğitim, evden çalışma, maskesiz sokağa çıkamama, hatta sürekli evde kalma, bir yandan da dijitalleşme, tam zamanlı ekranlara ve internete bağımlı yaşam, yüksek dozda teknoloji kullanımı… Sizce COVID-19 bizi nasıl bir geleceğe hazırlıyor?

Aslında ben ve benim gibi fütüristler, COVID-19 salgını döneminin tüm dünyada resmen başlattığı majör değişimlerin, gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorduk ve bunun epeydir habercisiydik. Özellikle dijital dönüşüm, son 5 yılda zaten çok hızlanmış, Endüstri 4.0 için kollar sıvanmıştı. Her şeyin değişeceği besbelliydi. Ancak dönüşümü, hele ki böyle sert bir darbeyle, neyin tetikleyeceği bilinmiyordu.
Bunun en önemli nedenlerinden biri kontrolsüzce aşırı artan dünya nüfusu. Gezegenimiz artık çok kalabalık. Böyle giderse 2050’de dünya nüfusunun on milyar olacağı öngörülüyor. Kapitalizmin hâkimiyetindeki düzen, bunca insanla sürdürülebilirliği imkânsız kılıyor. En az on beş yıldır pek çok gösterge, küresel iklim krizi başta olmak üzere krizleri çok net işaret ediyor.
Yarattığımız ekolojik sorunlarla kirlilik dünyayı koca bir çöplüğe çevirdi. Okyanusları bile kirletmeyi başardık. Pek çok canlı türünün sonunu getirdik. Biyolojik çeşitlilik katliamı göz yaşartıcı boyutlarda…
İhtiyacımızdan fazlasını istiyoruz. Açgözlüyüz, çok üretiyor, çok tüketiyor, çok fazla atık, çöp yaratıyoruz. Üretimle atık bağlantısını dahi kuramıyoruz! O kadar sorumsuzuz ki atıkları sanki kendi kendilerine yok olacaklar gibi oraya buraya saçıyoruz. Üstüne üstlük bir de atıkları önce yaratmak, sonra da yok etmeye çalışmak için kullandığımız sistemlerle başta karbondioksit olmak üzere zehirli gazlarla dünyayı kocaman bir seraya çeviriyoruz. Sera gazlarıyla ısındıkça ısınan dünyamızın havası kirleniyor, suları kuruyor, bitki örtüsü ve hayvanları katloluyor.

“Kısacası sorunları katlayarak büyüttük. Farklı boyut ve katmanlardaki aşırılığın sona ermesi gerekiyordu, COVID-19 buna vesile oldu diyebiliriz.”

Şimdi acilen sorunların tespit edilmesi, çözüm yollarının bulunması ve uygulamaya konması için dünyanın veri olarak anlaşılabilmesi gerekiyor. Ancak veriler sayesinde sorun ve çözümlerin gerçekçi, bilimsel analizlerini yapabiliriz. Böylelikle gezegendeki her şeyin birbiriyle uyum içinde, daha iyi ve sürdürülebilir yaşamasının yollarını yeniden tasarlayabiliriz. Çok net belli oldu ki şu ana kadarki tasarımlarımız ve kurduğumuz sistemler, dünyanın devamına değil, sonuna hizmet ediyor…
Sadece daha cesur, daha hızlı ve akıllı olmaya, bilim ve teknolojiyi daha rasyonel kullanmaya ihtiyacımız var.
İnsanoğlu salgınla birlikte önceden ihtimal bile veremeyeceği yasakları, yaşam biçimlerini kabullenmeye, “yeni normal” dediği düzeneklere uygun yaşamaya başladı. Önceden çok direnip reddedenler dahil, herkes uzaktan eğitime, çalışmaya, dijitalleşmeye geçişi doğal karşılamaya başladı.
Sanırım artık hepimiz anladık ki biz insanoğlu; akıl dışı ve tamamen sürdürülebilirlik ilke ve gereksinimlerinin dışına çıkıp doğayı ve kendimizi mahvedecek şekilde yaşamaya çalışırken sanki COVID-19 bize durmamızı emretti. Kendimizi ve her şeyi sayılarla ifade etmemizin, sorunlarımızı çözmek için yine insan icadı olan yapay zekâdan yararlanmamızın tek çıkış olduğunu gösterdi.
Geldiğimiz noktada, başka bir seçeneğimiz yok. Şuursuzca kirletmeye devam ettiğimiz gezegenimizi kurtarabilmek için şimdi hızla hasarı ölçerek rakamlara dönüştürmemiz, makul ve tutumlu davranabilmek, fireyi sıfırlayabilmek için yapmamız gerekenleri bulmamız, yeni sistemler kurmamız şart.
Her tercihimizi akılla yapmalıyız. Örneğin salgın sürecinde, evlerde kaldığımız dönemlerde e-ticaret can simidi gibi yetişti; kıtlık, kaos olmasını engelledi. İhtiyaçlarımızı kapımıza kadar getirerek insanlığa büyük büyük hizmet etti. Bu doğru, yine de hâlâ çok akılsızca hareket ediyoruz. Örneğin minicik bir kalem, defter, ruj, deterjan, bluz, kupa veya sipariş ettiğimiz her neyse, dev gibi paketlerde, tonlarca naylon-kâğıt-karton tüketen ambalajların içinde geldi. Gerekli, zorunlu olanların dışında gereksiz milyonlarca eşyaya, milyarlarca çöp ve atık pahasına ulaştık! Salgın sırasında bile bunu yapmaya, sorumsuzluğa, tüketim arsızlığına devam ettik… Oturduğumuz yerden, dünyaya son derece zararlı yepyeni çöpler, maskeler, tıbbi atıklar ekledik.

“Pandemiyle farkındalığımız arttı, sorumluluk aldık.”

Bu da bir şans! Çok daha büyük felaketler yaşamadan önlem alabilmemiz için bir uyarı. Bir nevi disiplin cezası. Demek ki hâlâ şansımız var. Sadece yaşadıklarımızı ve akıllanmazsak gelecekte bizi bekleyen olumlu-olumsuz ihtimalleri çok iyi değerlendirmeliyiz. Artık neredeyse kaybedecek zaman ve kaynağın kalmadığı bir noktadayız.
Eskiden çocuğuyla görüşememekten şikâyet eden ebeveynler şimdi çocuklarıyla eve kapanmış durumda, evde geçirilecek bol vakit var. Bir anda herkes evden çalışmaya bu yeni tempoya alışıverdi. Yaşanan salgın pek çok insanı duyarlı hâle getirdi. Bence müthiş bir farkındalık artışı var.
Seçim bizim, hepimizin… Yaşadıklarımızdan ya hızla dersler çıkaracağız ya da bir dahaki krizi bekleyeceğiz. Şunu kabul edelim, her şeyi dört dörtlük yapsak dahi bozduğumuz bunca şeyi onarmak zaman alacak. O yüzden en az 10-20 sene boyunca çok çabalamamız gerekecek… Ama sonrasının çok daha güzel olma ihtimali yüksek… Bence hayalini kurduğumuz o güzel gelecek için her şeyi yapmaya değer…

Türkiye’de fütürizm yolculuğunun başından beri aktif olarak içinde yer alıyorsunuz, daha önce kimsenin duymadığı bu kavram sizinle günlük hayatın bir parçası haline geldi. Türkiye’nin fütürizme bakış açısı nasıl?

Uğraşlar ve gelişen iletişim kanalları yardımıyla, “fütürizm”, “fütürist bakış açısı” ve “gelecek” kavramlarının kullanılması son yıllarda dünya genelinde yükselişe geçmişti. Pandemiyle tamamen benimsendi. Şimdilerde herkes geleceğine sahip çıkmak, geleceğini planlamak istiyor. Çünkü “gelecek tahmin edilemez, tasarlanır ve yaşanır,” diye anlatmaktan hiç vazgeçmedik. Yetkin Patent & Danışmanlık’ın da organizasyonuna destek olduğu Fütüristler Zirvesi’nde bunları konuşmaya 2008 yılında başladık. Şimdi fütürizm herkesin gündeminde. Tüm bu yıllar boyunca ülkemizde de fütürizm konusunda farkındalık çok arttı. Artık her kesimden insan daha fazla saygı gösteriyor ve geleceğin de tıpkı tarih gibi çok önemli bir dal, alan olduğunu anlıyor. Mesela ben Türkiye’nin en çok okunan gazetelerinden birinin Cumartesi ekinin arka sayfasında neredeyse tam sayfaya yakın Fütürist Magazin diye bir köşe yazıyorum. Bunu fütürist bakış açısının, gelecekte olabileceklerin, olması gerekenlerin, buna dair bilimsel, teknolojik haberlerin geniş kitlelere, her kesime ulaşması için yapıyorum. Gelecekçi bakış açısını yaymayı misyon edindim.
Kısacası fütürist bakış açısı, daha iyi bir gelecek yaratabileceğimiz algısı, farkındalığı ve bilgisi arttı, bu çok güzel! Ancak şimdi bir sonraki aşamaya geçmek zorundayız! Şimdi artık teoriden pratiğe, aksiyona geçme aşamasındayız ki insanlar asıl burada bocalıyorlar, bu gözlerinde büyüyor ve büyük ölçüde de tembellik ediyorlar… Bundan sıyrılmak lazım!.. Çünkü hem çok büyük fırsatlar hem de kolaylıklar var artık.
Düşünün! Bizi bu yıllara getiren Bill Gates, Steve Jobs, Jeff Bezos, Google’ın kurucuları gibi liderler, dünyayı dönüştüren sistemleri, bilgisayarların yaygınlaşmasını, internet gibi teknolojileri üretenler, işin daha çok yazılım, donanım ve dijitalleşme tarafında önemli icatlar yaptılar. Nasıl bu devirden önce endüstri devrimi yaşandı ve endüstri devriminden önce mühendislik, ardından sanayi gelişti ve fabrikalar çoğaldıysa sonrasında başlayan bilgi çağıyla da yazılım ve rakamlarla uğraşmak bizi dönüştürüp geleceğe hazırladı.
Şimdi fiziki üretim tarafına geçmemiz lazım, fiilen yapılması gerekenleri yapmalıyız. Bugüne kadar patent firmalarının müşterileri yazılımcı ve tasarımcılarken, bu yeni aşamada dünyanın her yerinden komut alabilen ve 3D model tasarım ve üretimini yapabilen, prototip hazırlayabilen yazıcılar, grafik bilgisayarları sayesinde, minyatür fabrikalarla model üretim merkezleri, çalışma masalarında yerlerini aldı. Yeni dünyada milyonlarca küçük fiziki üreticinin varlığı artık mümkün. O hâlde dönem artık “bir sorunu çözme niyetin varsa hemen eyleme geçme” devri çünkü olanaklar neredeyse sınırsız.

“Bir şeyin her şeyini ve her şeyin bir şeyini bilmek.”

Kısacası yazılımcılar yolu açtı, şimdi üretim zamanı! ACT2GET! KLİKTİVİSTLİK BİR YERE KADAR! ARTIK AKSİYON ZAMANI. ACT2GET! ve VISIONARY DOER’LAR DÖNEMİNDEYİZ. Yani hem vizyonun olacak hem de elde etmek, sonuç/çözüm/daha iyisini üretmek için kollarını sıvayıp, açık fikirlilikle, ne yapılacaksa bizzat yapacaksın evresindeyiz!

“BULUŞ, PATENT ÇAĞINA GEÇTİK!”

Neredeyse Endüstri 4.0 bile eskidi… Pandemiden sonra dünya endüstrinin 5.0, 6.0, 7.0’ına gitme aşamasında. Hayata bize yardımcı olmaları için robotları katacağız, her durumda yanımızda yapay zekâ, hibrit insanlar olacak. Artık “biz şu fareyi nasıl üreteceğiz” sorusu yerine bunu üretmeden önce, nasıl yenilenebilir yapabiliriz veya nasıl ayrıştırarak başka bir üretimde girdi hâline getirebiliriz soruları çözülecek. Paldır küldür üretim dönemi bitmek zorunda! Temelinde “Döngüsel Ekonomi” prensip ve teknikleri olan yeni üretim süreçlerine geçmek için dünyanın sayısız buluş yapması, patent alması gerekiyor. Yani bir nevi “Patent Çağı”na geçtik de denebilir… Bu yüzden bu röportajı çok anlamlı buldum. Şu anda bilfiil buluş yapma, patent alma çağındayız.

Bir de küreselleşmeyle birlikte tüketici portföyü değişti. Özellikle de uygulamalarla birlikte “Üretimi gerçekleştirdiğim ülkede mi koruyacağım?” veya “Bir uygulama anında tüm dünyada kullanıma sunuluyor, bunların koruma süreci nasıl olmalı?” sorularına dair neler öngörüyorsunuz?

Bunun çözümü artık blockchain ve kripto parada. Patent sektörü blokchain üzerinde çalışan patent ofislerine dönüşecek. Bu son derece kritik. Noterlik, bir şeyi/bilgiyi onama, lisanslama, saklama gibi fonksiyonlar tamamıyla blockchain’e geçmek zorunda. Bunca farklı bilgi ve ilişkinin eski yöntemlerle ve tek merkezde kayıt altına alınması, saklanması, korunması olanaksız.  Patent ofisleri blockchain sistemini anlamalı ve kripto para ile çalışabilir hâle gelmeli çünkü yeni mucitler bunlar üzerinde çalışabilenlerden çıkıyor ve çıkacak.

Sizce geleceğin Türkiye’si nasıl bir yer?

Biz çalışkan bir toplumuz fakat yakınmayı ve kötümser olmayı da belki de dünyada en çok seven milletiz. Pratik zekâlı, kendisiyle dalga geçebilen, enerjisi yüksek bir milletiz, fiziki açıdan çalışkan fikren tembeliz. Teknolojiyi çok çabuk kavrayıp ona uyumlanabiliyoruz. Bu mevcut, kaotik gündemler de bize çok uygun çünkü herkes pırıl pırıl yaşarken biz kendimize kriz yaşatabilen bir ülkeyiz. Neler yaşamadık ki! Biz sürekli çalkantıların içinde yaşıyor, hatta bunların çoğunu da kendimiz yaratıyoruz. Bir şekilde hayatta kalmayı başardığımız için de bence biz, gayet aktif bir şekilde, bir nevi dünyanın ele avuca sığmayan yaramaz çocuğu gibi, popülerliğimizi koruyacağız. Teknolojiyle aramız çok iyi, teknolojiyi anlayıp kullanabilen bir toplumuz. İcatçı değiliz. Biz inovasyon değil, imovasyona yatkınız. Bu da sanırım ilk kullananlarından biri olduğum bir sözcük; inovasyonla taklitçilik anlamındaki imitation sözcüğünün bileşimi. Bizden Facebook çıkmaz ama Deep Fake uygulamasının en önemli kod yazarı ve tasarımcıları Türkiye’den çıkar ki bunlar da çok önemlidir…

#GelecekGüzelGelecek diyorsunuz, iyi bir gelecek için günlük hayatımızda yapabileceğimiz basit değişiklikler neler?

Dünyanın bütün sorunlarının temelde kadın erkek eşitsizliğinden yani kadınların geri planda kalmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu yalnız benim düşüncem değil, araştırmalar da bu yönde. En gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, tüm dünyada bu konu büyük sıkıntı!
Her şeyin dönüşmesindeki en önemli faktör bilim ve teknoloji. İnsan hayal ediyor, aklını kullanıyor bilim ve teknolojiyle ihtiyaçlarını çözebiliyor. Böylece dünyayı durmaksızın değiştirip, dönüştürebiliyor. Bilim ve teknolojide kadınların yüzdesi yok denecek kadar az. Dolayısıyla hem iş hayatında hem de sosyal hayatta, dünyayı dönüştürecek her şeyi bir cinsin yapıyor ve kadınlar dışta kalıyor. Bu durum, her şeyi dönüştürebilen erkeklere çok büyük bir yönetim gücü veriyor. Bu nedenle, kadınlar bilim ve teknolojinin dışında kaldığında, kadın erkek eşitsizliği ortaya çıkıyor. Yani kadınları bu duruma iten, sadece evde kalmak ve çocuk bakımı gibi sosyal roller değil. Neticede şimdi herkes evde. Kadın erkek eşitliği olsa, beyler de ev işlerine yardımcı olur, evdeki herkes çalışırdı. Ancak bunun için, paradigmaların yıkılması, önce temel iki cinsin uyuşması ve eşitlenmesi, sonra da bireylerin etraflarındaki her şeyle ve doğayla uyumlanmaları gerekiyor. Kadın erkek eşitliği için her gün mutlaka bir şey yapmamız lazım; anne babaysak çocuklarımıza eşitlik bilincini net bir biçimde kazandırmamız, önce birbirimize saygı duymamız gerekiyor. Yani her gün cinsiyet eşitliği adına bir şey yapmazsak ne iklim kalır ne dünya… Dünyayı hâlihazırda erkekler yönetiyor ve yapılan saçmalıkları artık Greta Thunberg’in başlattığı hareketten de anlaşılabileceği gibi, çocuklar bile kabul etmiyor. Eğer dünyada cinsiyet eşitliği olsaydı dünyanın daha güzel bir yer olabileceği düşüncesindeyim. İnsanlar gelecekte ne olacaklarını düşünmek yerine, öncelikle dünyanın hangi derdine çare bulmak istediklerine karar vermeli; bu doğrultuda hareket etmeli ve bunu hep iyileştirmeye çalışmalıdırlar. Bunun içinse bazı şeyleri feda etmek yerine, isteyerek bunlardan vazgeçme motivasyonuna sahip olmalılar. Burada da T İnsan felsefesine geliyoruz.

Tasarım + Takım Oyunculuğu + Teknoloji = T İnsan

 

Röportajı yapan: Nazlı Sağdıç Pilcz